DOLAR 30,9923 -0.04%
EURO 33,6204 0.1%
ALTIN 2.015,77-0,10
BITCOIN %
İstanbul
10°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Selma Erdel

Selma Erdel

07 Şubat 2024 Çarşamba

YA KENDİN OL, YA KENDİN ÖL

YA KENDİN OL, YA KENDİN ÖL

7.Şubat.2024 11:04, I Güncelleme:7 Şubat 2024 11:04

7.02.2024 11:04, I Güncelleme:7 Şubat 2024 11:04

Büyük acımızın anısına yazdığım bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Sayılarımla..

YA KENDİN OL, YA KENDİN ÖL

Merhabalar sevgili okuyucularım,
Benci davranıp açtığımız yaralarla, hasarlarla toplum olarak nasıl durum içerisinde olduğumuzu gördük, yaşadık ölmeden öldük, hatta öldük.
Kararlarımızın ya da kararsızlıklarımızın cezalarını misli misli çekiyoruz.
Toplum bunu öğrenmek için, o kadar çok o kadar çok kalabalık oldu ki; gecenin sessizliğinde, soğuğunda, ayazında ölüm için uyudu.
Uyanması gerektiğini bildi, kalkmak istedi, kalkamadı.
Taşlar yağdı üstüne,
Üşüdü, ıslandı, konuşmak istedi dondu.
Konuşamadı
Bağırdı çağırdı, ama bilemedi
Geç kaldığını
Sesini duyuramadı.
Duyması gerekenler yoktu etrafında
Hep konuşanlar, konuşmakla meşguldüler.
Onlarda uyutuyordu
Hem kendilerini, hem bizi
Ninni söylüyorlardı sanki
Bu nasıl bir ninniydi; çok derin uykudaydık,
Uyandık
Ninni devam ederken yine uyandırıldık
Bu nasıl uyku,
Ninni çok derin ve ağırdı
***
Uyanmak istesek de uyanamıyorduk.
Kalkmak istesek de kalkamıyorduk.
Ölmeden öldük.
Bağırdık öldük
Kalkmak istedik, öldük
Artık ölmüştük
Toz olmuştuk
Demir olmuştuk
Kum olmuştuk
Toprak olmayı beklerken…
***
Çok çok acı yaşananlar ama gerçeklerden kendimizi uzağa koymak gibi bir lüksümüz yok artık. Çok derin yaralandık. Anlatılır gibi değil…
Acılarımızın yaralarımızın sarılması çok zor imkansız bence.
Hayat devam ettiği sürece biz de yapılması gereken ne varsa oldurmaya çalışıyoruz.
Diktiğimiz ağaçların meyvelerini yiyoruz. Seçtiğimiz seçimlerimiz yollarımız bizi yürütüyor. Bazen ‘’aman kısa olsun’’ diye patika yoldan gidiyoruz. Karşımıza nelerin çıkacağını, nelerle karşılaşacağımızı düşünmeden. Hem kazançlı hem kolay, yorulmadan, düşünmeden, başkalarının hakkı olabileceğini sorgulamadan… Kısacık ve kolayım benim çıkmazım olabiliyor.
***
Ben seçtim ama ben sorgulamadım.
Ben kolay istedim.
Ben yorulmak istemedim.
Sonu hüsranla da olsa uyanmadım.
Ben artık düşünüp “ben” olmalıyım
Kendim olmalıyım.
Başkalarının kararları ve hükümleriyle kendimi kaybettiğimi bilmedim.
Artık ben kendime geleyim.
“Başkaları yapıyor ben de yapıyorum’ diyerek olana bitene göz yummak çıkmazlarda olmak yeterince zarar verdi.
Artık yeter uyanmamız gerekecek.
Şimdiye kadar uyuduklarımız yeter.
Senin, benim yaptıklarımızdan hepimiz zarar gördük.
Tek başımıza biz bir hiçiz.
Birlik duygusuyla, birliktelik duygusuyla oluşturduğumuz BÜTÜNLÜK içerisinde hayat vardır.
Yaşadıklarımızdan hepimiz sorumluyuz.
Göz yumduklarımız, görmezden geldiklerimiz,
Boş vermelerimiz, bir şey olmazlarımız,
Bu kadar ciddiye almadık.
Bu kadar ciddi olduğunu bilmiyorduk;
Ya da biliyorduk işimize gelmiyordu.
Ertelediklerimiz, ötelediklerimiz,
Bu kadar canımızı acıtacağını bilmiyorduk.
Daha hassas davranıp birlik bilinci içerisinde olmalıyız. Artık dönüşü olmayan bir yoldayız başka bir yolumuz yok. Toplum olarak artık yataydan dikeye, aktifliğe geçmeliyiz. Bildiklerimiz başkalarına da katkı sağlaması amaçlı, paylaşmalıyız.
***
Okumalıyız, öncelikle kendimizi,
Okumalıyız olan biteni çevremizi,
Okumalıyız hayatı
Çalışmalıyız, patika yollara sapmadan
İnanmalıyız, önce kendimize, ışığımıza
Kendimizi aydınlatıp, başkalarının aydınlanmasına da yardımcı olmalıyız
Sevmeliyiz, öncelikle kendimizi
Sevgiyle işlemeliyiz, hayatın nakışını,
Cehaletin oluşturduğu ezici karanlıkları,
Sevgimizle, ışığımızla birlik ve beraberliğimizle
Söndüreceğiz/ söndürmeliyiz
Birlikte sileceğiz karanlıkları
Yerine aydınlığımızı koyacağız.
Sızlanmayı bırakacağız
***
Ölü toprağımıza atıp uykudan kalktık.
Silkelendik.
Dur diyoruz.
Dur artık, ben varım.
Dur artık, biz varız
Artık, bizim ışığımız var.
Artık, bizim insanlığımız var.
Karanlıkların zindan odaları artık kapandı.
Ben ve benim gibiler çoktan uyandı.
Biz artık koca yürek olduk.
***
Ben artık tercihlerimin, bana ayna tuttuğunu biliyorum.
Ben seçimlerimden kazanç sağlayacağını düşünürken, hata yaptığımı ölünce anladım.
Şimdi benim seçimlerimin, herkesin patika yolu olduğunu biliyorum.
Şimdi artık öldüm; tekrar ölmemek, öldürmemek için uyandım.
Ben/biz olduğumuzu anladım.
Biliyorum ki artık uyumalıyım.
Hep uyanık olmalı, uyandırmalıyım
Işık olmalıyım.
Karanlıklar yok olsun
ÖLDÜM ama YOLUM IŞIKLA DOLSUN
Artık çabalama zamanı
DOĞRULUK ZAMANI
İNSANLIK ZAMANI
SEVGİ VE BİRLİK ZAMANI
Ya seçimlerimizle bir ışık yakarız
Ya da seçimlerimizle ölürüz
RUHLARI ŞAD OLSUN. IŞIKLARDA UYUSUNLAR

Selma ERDEL

Devamını Oku

KALMAM GEREKİYORSA, GİTMEM GEREKMEZ

KALMAM GEREKİYORSA, GİTMEM GEREKMEZ

13.Ocak.2024 18:01, I Güncelleme:13 Ocak 2024 19:31

13.01.2024 18:01, I Güncelleme:13 Ocak 2024 19:31

Saygıdeğer okuyucularım,

Raylara atlayan canlara istinaden, karmakarışık duygularla kaleme aldığım yazımı, sizlerle paylaşmak istedim.

Hayat öyle ince bir çizgi ki küçük manevralar yerimizi değiştirebilir. Ruhları şad olsun. Işıklarda uyusunlar.

Emekle yetiştirdiğimiz evlatlarımız hayata yenik mi düşmeli miydi?

Yılmalı mıydı daha yolun başında, daha çok yol yürümesi gerekirken,

Neydi bu düşünce? neydi bu hiç sorgulandı mı?

Hiç mi benim katkım olmadı? Hiç mi sürüklemedim, böyle hazin sona yaklaşmalarını

Nereye gidiyoruz ey toplum?

Nerede bizim duygularımız?

Nerede gücümüz, nerede sevgimiz kim aldı?

Kim çaldı bizi biz olmaktan?

Biz yoklardan var olmuş bir milletiz.

Biz bir dilim ekmeğimizi, paylaşmış bir milletiz.

Biz kurtuluş savaşından, nur topu gibi doğup ışık saçan bir milletiz.

Bize ne oldu kim çaldı bizi bizden?

Artık gözümüzdeki perde kalkmalı,

Silkelenmeliyiz, uyanmalıyız, kış uykusundan kalmalıyız.

Daha fazla ölü toprağı serilmeden üzerimize,

Kocaman bir tokat atmalıyız kendimize,

Ölü uykumuzdan kalmalıyız bir an önce,

Sahip çıkmalıyız, önce kendimize

Etrafın afyonundan kurtulmalıyız.

Sımsıkı ovuşturup gözümüzü,

Bir kapanıp bir açılıyorken, perdeyi tamamen açmalıyız.

Arada gözümüze takılan pırıltılar, seni senden almadan,

Sen sana gelmelisin evvela, gelmelisin ki sen senden gitmeden

Basmalısın ayaklarını yere,

Varsın çıplak olsun, hissetmelisin bastığın yeri,

Ovmalısın gözlerini delice,

Gözlerin görmeli senle olan biteni,

Kıyafetler anlamalı çıplaklığını seninle,

Miden şişmişken, aslında aç olduğu

Sırf doymak için, bastırdığın açlığını

Gülmeyi unuttuğun anda, kendine bir çimdik atıp

Hem ağlayıp, ağlarken de güldüğünü anımsamalı,

Hayat sana zor olsa da yaşanmalı,

Yaşanması gerektiğini biri sana fısıldamalı,

Senin hayatını çalan olsa da,

Hayat, senin olduğunu, biri sana hatırlatmalı,

Umudumu çöpe atsan da,

Umudun çöpten çıkıp sana ulaşmalı,

Senin sevgin zindanlara kaçıp, kaybolmak istese de

Zindanlar aydınlanıp senin sevgini sana teslim etmeli,

Kuruşunun olmadığı cebinde, cebin delinmişse,

Terzi dikmeli cebini, kuruşun düşmesin diye

Işığın sönse, kesilse tüm elektriklerin

Seni aydınlatacak bir bağlantın olmalı

Bağlanmalı, sana ışık olmalı

Görmediğin de önünü

Seni, görmeye teşvik edecek yol olmalı

Hayat bu kadar yok olmamalı, vermek için

Biraz da ağırlığı kadar’’AĞIR’’ olmalı verirken

Direnç olmalı, gitmemeli hemen

Geldiğin yerleri, giderken pişman olmamalı,

Dönerken aynı yollardan

Durduğun yer sesin olmalı, sessizliğin sesin olmalı,

Yürüyemiyorsan hayalin olmalı,

Kendine alıp götürecek, yürütecek

Yoksa umudun, kalmadıysa gücün

Yeniden doğmalı, hadi demelisin hayata

 

Ben buradayım, buradayız

Sen beni yok edemezsin hayat

Ben buradayım, beni yok etmeye çalışma

Ben artık umudumu kendim yeşerttim

Ben artık sana hesap sorup, direniyorum

Beni benden alamazsın

Beni benden edemezsin

Beni sen yok edesin diye gelmedim, sen beni yok edemezsin

Kolay mı geldim kolay mı yetiştirildim

Beni alman bu kadar kolay olmamalıydı

Varsa şayet yapılacak bir şey, beni niye gönderdin

Acaba vicdana mı geldin?

Acaba için mi sızladı?

Sordun mu sormadıklarını, sormalısın sormadıklarını

Sormak için çok geç kalmadan

Sormalısın hayatlar ışıklarını söndürmeden

Daha karanlık olmadan zindanlara bürünmeden

Işıklar yakmalısın karanlığa, ateş olup düşmeden

Işığımız kendimiz olmalıyız ve öncelikle kendimizi aydınlatmalıyız.

IŞIĞINIZ, SEVGİNİZ BOL OLSUN; TÜM EVREN AYDINLANSIN SEVGİNİZLE..

Sevgiyle kalın..

 

Devamını Oku

KADININ ADI NİYE YOK!

KADININ ADI NİYE YOK!

24.Aralık.2023 14:50, I Güncelleme:24 Aralık 2023 14:51

24.12.2023 14:50, I Güncelleme:24 Aralık 2023 14:51

Evren denge üzerine kurulmuştur. Her şeyin bir karşıtı vardır. Ahenkle hayatın her noktasında devam etmesi, dengelerin de düzgün olmasından kaynaklanmaktadır.  Tüm alemlerin yaratanı evreni büyük ahenk içerisinde kusursuz inşa etmiştir.  Nasıl gece gündüz birbirinin tamamen zıttı ise, buna itirazımız yoksa; diğer tüm varlıklarda, evrene hizmet etmek için bütünlük için varsa; o zaman tüm varlıklar saygı sevgi içerisinde kabul edilir.

Zaten öyle kabul etmeme gibi bir lüksümüz yok. Çünkü bizler de evrenin birer parçasıyız. Hepimiz de bütüne zerre kadar etkiliyiz. Bu zerreler birikerek bütünümüzü oluşturmaktadır.

Kolaylıkla çıkaracağımız sonuç, herbirimiz-birimiz, birimiz-herbirimiziz. Etraflıca düşünüp öyle yargılamaları gerektiğini söylemek istiyorum yalnızca.  Tek başımıza bir hiç olduğumuz bilinmeli.

Bazı insanlar yalnız olmaktan, yalnız kalmaktan, var olanı paylaşmamaktan yana. Bu kendi seçimleri, buna saygı duyarım.  Ekonomik durumumuz iyi, sağlığımız iyi olduğunda bu tip durumlar hep yaşanır. Ne zaman sorunlar baş gösterse, o zaman yavaş yavaş çevre ‘’çevre ‘’olmaya başlar.  Yardım istenir, sitem edilir. Şimdiye kadar acaba öyle bir düşünceye sahip değil, hatta yanından yakınından geçmez; niye ihtiyacımız olmadan başkalarının ihtiyacı olduğunu düşünmeyiz?

NİYE ÇÜNKÜ BENCİLİZ

Dünya bize hizmet ediyor diye düşünüyoruz. Hep alma kısmını… Çok güzel ‘’nereye kadar almayı düşünüyorsun’’?

Alma-verme dengesini bozduğunun bilmem farkında mısın?

Peki markete git. Ekmek almak istediğini söyle ve ekmek vermelerini bekle, vermiyorlar mı? İstediğin ekmek için bir miktar para ödüyorsun değil mi?

Verdin-aldın kendi karnını doyurdun.

Yani ihtiyacın karşılansın diye alma verme dengesini kullandığın bal gibi

Evet itirazını bekliyorum

Hayatın her noktasında bu denklem geçerli lütfen kusura bakma.

Evrende bir noktaysan ve kuralları varsa, bu kurallara uymak zorundasın. Uymadığın takdirde bedel ödeyeceğini bil.

 

Gelelim şu dünyaya, şu evrene sığdıramadığınız kadınlara…

İnsan nesli hem kadın, hem de erkek ile devam etmektedir.

Tek kadın ya da tek erkek neslin devam etmesine nasıl eşlik eder?

Demek ki burada da bir tamamlanma söz konusu.

Bütünümüz parçalanırsa peki sen nasıl sağlam kalırsın?

Her iki cins birbirini tamamlar.  Birbirinin aynısı zaten olamaz. Farklılıklarla yeniler ortaya çıkar. Dolayısıyla bir kadına da, bir erkeğe de hayatta yer verilmek zorunda; herkes birbirine saygı duymak zorunda;

KİMSE KİMSEDEN ÜSTÜN DEĞİL.

YALNIZCA HERKES KIYMETLİ

YALNIZCA HERKES ÖZEL

YALNIZCA HERKES YİNE BİR PARÇA

YALNIZCA HERKES BÜTÜNÜN BİR PARÇASI,

BÜTÜNÜ TAMAMLAYAN BİZ

ANCAK BİRLİKTE GÜÇLENİRİZ

Bir şeyi vardan yok edemez kimse.  Sen bedenindeki elini, kolumu yok sayabiliyor musun?

Bedenindeki birtakım organlar eril, birtakım organlar dişil.  Peki bunları dişil diye, eril diye yok sayabiliyor musun? Öldürüyor musun karaciğerini, mideni… atıyor musun?  Çünkü biliyorsun bütün olduğunu..

Parçalamak hoşuna gidiyorsa, parçalanmaya mahkumsun.  O nedenle karşı cinsin olan kadını, yok sayamazsın. Değersiz kılamazsın, hor göremezsin. Hakikatle örtüşmeyen şekilde, kadını yerden yere vuramazsın. KADIN ANADIR her şeyden öte.

Doğurandır yaratandır. Canından can olur.

Böyle kıymetli bir varlığı aşağılayamazsın. Evrenin mimarının verdiği bir görevin sahibini, aşağılarsan sen kendini inkar edersin

Seni doğuran bir ANA değil mi?

Annen, eşin, kızın, kız kardeşin hepsi senin karşı cinsindir. Yeri çok özel olmalıdır; öyledir de.

Kendi konforunuzdan olmamak için kadınları her türlü kullanamazsınız. Onlar sizin hizmetçileriniz değil. Taptığınız anneniz, sonra da eşiniz, çocuğunuz, komşu kızımız hor gözlerle bakamazsınız. Onu kıramazsın; horlayamazsın; cahil bırakamazsın; öldüremezsin; keyfe keder dilediğini yapamazsın. Unutma ki kadın varsa, sen de varsın. KADINI YOK saydığın yerde sen de YOK OLMAYA mahkumsun. Eğer senin düşüncene göre kadın ikinci sınıf vatandaşsa, sen alemlerin rabbine karşı yanlış yapmış olursun. Ya kabul edersin evrende var olan her şeyi, saygı ve sevgiyle hayatını alırsın ya da yok saydıklarınla birlikte sen de yok olursun.

Var olan saygı ve sevgi bizi bütünleştirir.

İyilik, güzellik, bütünlük, saygıda HER ŞEYE SAYGI,

sevgide HER ŞEYE SEVGİ varsa hiçbir şey çekilmez değildir.

Biz de sevgi zerreleri olup evrime bütünlük yayalım.

 

Sevgiyle kalın değerli okurlarım..

Devamını Oku

GÖRMEDİĞİMİZ TARAFIMIZ

GÖRMEDİĞİMİZ TARAFIMIZ

7.Aralık.2023 11:32, I Güncelleme:7 Aralık 2023 12:11

7.12.2023 11:32, I Güncelleme:7 Aralık 2023 12:11

İnsanoğlu olarak her birimiz farklı jeopolitik ortamlarda, bambaşka hayatlar yaşamaktayız.
Her birimiz bir fizik yapıya sahibiz. Bunun yanında birde ruha sahibiz. Hep unutup bir köşeye attığımız, hatta varlığından bile haberdar olunmayan ruhumuz. Bakalım nasıl bir manzara ortaya çıkıyor.
Genel olarak toplumuzda büyüme ve gelişmemizde ilk göze çarpan unsur beslenmek ve giyinmektir. Hep büyüklerimizin de çok eskilerden bu yana telafuz ettiği şey ‘’karnı tok, sırtı pek daha ne olsun, aç değil açıkta değil’’dir. Tabi ki doğru ama eksikleri olan, tamamlanması gereken bir düşünce.
Birçok olay, ruhumuzun varlığından bir haber olduğunu göstermiştir. Kıyafetlerimiz tamam, beslenmemiz hep tamamdır. Zamanla bu kavramların eksik olduğunu fark ettik. Sanki sac ayağının bir ayağı eksik ya da kısaydı. Dolayısıyla bazı şeyler yolunda gitmiyordu. Bunları anlamak anlayabilmek, bu farkındalığa sahip olmak ne yazık ki herkese özgü bir durum değildi.
Biraz da etrafımıza şöyle bir bakarsak, onca çocuk yetiştirildi. Topluma faydalı oldurmaya çalışıldı; emek verildi. Hep çaba sarf edildi. Buna rağmen uzağa koyduğumuz ruhlarımızın da sevgiye ihtiyacı olduğunu görmezden geldik. Bin bir emekle büyüttüğümüz güzel evlatlarımızın bedensel ihtiyaçlarını karşıladık elimizden geldiğince. Başını okşayıp hiç sormadık sevinçlerini, üzüntülerini… Hiç gözlerine bakmadık. Hiç anlamaya çalışmadık. Genç oldu, yine aynı davrandık. Telefonunu, bilgisayarını, tüm teknolojik gereksinimlerini karşıladık. Akademik başarı bekledik; ama ruh katmadık sevgi katmadık. Evde de yokmuş gibi davrandık; olmazsa da olur diye düşündük. Tüm yaşantımız boyunca her katmanda eksik yaşadık. Çünkü, ruhumuzu hiçbir şeye dahil etmedik. Dolayısıyla hep eksik kaldı bir yanımız.
Bir yerde eksik bir şeyler olduğunu fark edemedik. Sevginin fizik ve ruh yapımızı zenginleştirdiğini sağlıklı kıldığını, bizlerden bir şeyler eksildiğinde gördük. Sağlığımızdaki geri dönüşümü olmayan kötü tecrübelerle, kendimizi test ettik.
Sevgisiz, bir nesne gibi gördüğümüz insanlardan, nasıl bir verimlilik bekleyebiliriz. Yaptığı tüm işlerde nefretle yaklaşımda bulunan kişi size ne katabilir ki?.. Kendi ruhunu inciten birisi topluma ne katkısı olabilir ki?
Fiziksel güzellikler hep bizleri cezbetmiştir. Karşımıza çıkan kişilerde, ilk aradığımız özellik fiziksel güzelliktir. Hatta bu güzellik karşısında etkilenip seçimlerimizle hayatımıza dahil ettiklerimiz de vardır. Bir de madalyanın diğer tarafından bakmak aklınıza hiç gelmez. İlk bakışta kıyafet ve fiziksel diğer unsurlar tamamdır. Gayet muntazam görünümlü şahıslarla iletişime geçildiğini düşünürüz. Zihnimizin kabul ettiği güzelliklerin dışında bir olgu ile karşılaşmış olmak bizi şaşırtabilir. Bir iç geçirip ‘’olamaz’’ diye serzenişte bulunabiliriz. Sonra anlarız ki bu insanlarda, ruh eksiktir, kültür eksiktir.
Ne zaman ruh ve beden bütünlüğümüze sevgiyi kattığımızda, bir farkındalığınız oluştuğunda, dünyamız daha yaşanabilir hale gelecektir. Bir parçası eksik insan profilleri,ne bireyin kendisine, ne ailesine ne de toplum bir yere vardıramaz. Ruhu eksik olan bir toplum hep geriye kalmış; kalmaya mahkumdur. Bizler bu toplumun evlatları olarak ruhumuzu maneviyatımızı, göz ardı etmemeliyiz. Hayatta başarının sırrı illaki manevi zenginliğimizdir, sevgidir; olmazsa olmazlardır.
Bütün düşüncelerimizi harmanladığımızda fiziksel yapının dışında ruhsal yapının, olduğu gerçeğiyle karşılaşarak, kabullenmeliyiz. Ne kadar erken bu bilince ulaşırsak, sanırım hayatımız daha da güzelleşecek.
Ruhsal yönümüzle farkındalığımızla, var olan her şeye sevgiyle, hoşgörü ile yaklaşıp, yol göstermeyi görev bilelim ve insanlara bu yönümüzle örnek olalım.
Hayatımızın her noktasında sevgi olmalı ve sevgi evrenseldir. Sevgide kalın.
Selma Erdel
07.12.2023

Devamını Oku

BANA MASAL ANLATSANA

BANA MASAL ANLATSANA

18.Kasım.2023 10:34, I Güncelleme:18 Kasım 2023 10:53

18.11.2023 10:34, I Güncelleme:18 Kasım 2023 10:53

Bir varmış, bir yokmuş. Yılların birinde çalışmayı seven bir arı varmış. Ne işi olsa yaparmış. Tüm şartlarda illa ki üretecek bir şeyler bulurmuş. Gel zaman, git zaman, bu arının çalışacağı yerde sıcaklar bastırmış. Öyle bir sıcak şimdiye kadar görmemiş. Fenalık geçirten bu sıcaklar için teknolojinin şaheseri soğutucu kullanılıyormuş. Arı bulunduğu alandaki soğutucunu bozulmasına çok üzülmüş; çünkü, sıcaktan kanatları açılamaz olmuş. Bu durumu kendinden kıdemli arılara bildirmiş. Fakat ‘’yapamayacaklarını’’ söylemişler. Bunun üzerine bizim çalışkan arı kara kara düşünmüş. Hemen aklını çalıştırması ve bu cehennem sıcağından kurtulması gerektiğini düşünmüş. Bakmış ki ‘’madem beni umursamıyorlar o zaman ben de diğer cihazların sıcaktan etkilendiğini söylerim’’ demiş.  ‘’Bakalım ne yapacaklar.’’ Bunun üzerine bizim arı, yetkili arılara gitmiş ve demiş ki ‘’siz soğutucunun yapılamayacağını söylediniz, ama oradaki diğer cihazlarda sorun oluyor’’. ‘’Bu cihazlarda problem olursa teknoloji dünyası (masal bu ya) bizi cezalandırır.’’ Bu durumda ‘’ne yaparsınız’’ demiş çalışkan arı. Hemen telaşlanmışlar ‘’nasıl olur derhal yapılmalı’’ diye ortalıkta dolaşmışlar. Bu telaştan sonra kısa sürede cihazı tamir etmişler sırf diğere cihazlar zarar görmesin! Isınmasın! diye. Canım arı bu sayede sıcaktan kurtulmuş ve rahat rahat nefes alarak işine odaklanmış. Sonra gitmiş cihaza teşekkür etmiş. ‘’ sağ olasın iyi ki varsın. Yoksa ben arı halimle ne yapardım. Kanatlarım  sıcaktan yapışıyor,  hareket edemiyordum, çalışamıyordum.  Sayende kendime geldim’’ demiş.

‘’Ben de o kadar emek veriyorum; sorunumu iletiyorum. Çözümlenir! diye düşünmüştüm. Yanılmışım demek ki.’’

Kalkınabilmemiz  için çalışmamız gerekli. Ancak o şekilde ayakta durabiliriz. Fakat eşya kadar olamadıysak diyecek bir şey var mı ? Cihazların canı sağ olsun! İyi ki varlar. Yoksa arı olarak bir ederimiz yok;  maalesef’’

******

Buna benzer bir hikaye de başka bir ülkede yaşanmış. Ülke çok kalabalıkmış. Bu nedenle trafikte büyük kitlenmeler oluyormuş. Oranın ahalisi bu karışıklıktan dolayı şikayetlerini dile getirmişler. Çeşitli çözümler üretmeye çalışmışlar . ‘’trafiğin çok önemli olduğunu,  bunun için şehir plancılarının durumu el atması gerektiğini’’ söylemişler. Bir kısmı ülkede toplu taşımanın daha ileri seviyede olmasını ön görmüş. Bir kısmı da bu çözümler karşısında söyleyecek bir şey diyememiş.  Ahaliin yerli olanı ‘gezegenimiz çok kalabalık; başka misafirlerimiz de var, dolayısıyla bu misafirlerimize mahcup olmamak için trafiğimizi düzeltmemiz gerekiyor’’ demiş. ‘’Yoksa misafirlerimiz konforlarından geri kalacaklarından dolayı bizi zor duruma düşürür. Misafirperverliğiniz tehlikeye girer  ve ne yapıp yapıp bu toplu taşıma işini çözmemiz lazım’’ demişler Yine telaşlanmışlar. Misafirlerimizin konfor alanlarının bozulması, rahatsız olması onları çok tedirgin etmiş. Hemen çalışmalar yapılması için girişimde bulunmuşlar. Bizim atalarımızdan gelen misafirperverliğimizin  manası, senin yiyemediklerini yedirmen.  Kıyıp kullanamadıklarını vermen. Biz bunu yapamadıktan sonra, nasıl bakarız bu insanların yüzüne.  O nedenle onların konforu için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Onlar istesen de gidemediğin kafelerine, rahat rahat gitsinler Hergün esnafa renk katsınlar.. Yakınlarına hasret kalmadan rahat rahat telefonlarını kullansınlar. Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında olsun. Yoksa bizler ne yaparız rezil oluruz.  O nedenle, elimizi çabuk tutmalıyız. Yoksa itibarımız beş paralık mı olsun.?

Beni mi sordunuz? Misafirin başımızın üstünde yeri var. Biz misafirperveriz. Benim yerim olmuş, yurdum olmuş ne farkeder. Zaten olan da misafirin.  Ben de misafirin yanında misafirim.  İnsanlık vazifemizi yapalım da gerisi hiç önemli değil. O nedenle hiç , lafı mı olur? Zaten masal bu . Masal kahramanlarının canı sağolsun

Sağlık ve sevgiyle kalın.

 

Devamını Oku