DOLAR 30,9940 -0.04%
EURO 33,7367 0.45%
ALTIN 2.021,290,17
BITCOIN %
İstanbul
10°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Kıvanç Haldız

Kıvanç Haldız

10 Şubat 2024 Cumartesi

KADIN HİKAYELERİ

KADIN HİKAYELERİ

10.Şubat.2024 12:30, I Güncelleme:10 Şubat 2024 12:30

10.02.2024 12:30, I Güncelleme:10 Şubat 2024 12:30

Merhaba değerli okurlarım,
Anadolu’nun cefakar kadınlarının gün yüzüne çıkmayan, aman el duymasın diye diye gizlenen ve sonsuz acılar bırakarak biten hikayeler…
Her biri adeta bir roman olan gizli kalmış dramların acılı kadınları ya öldürüldüğünde fark edilir yada acılarla yaşamadan sessiz sedasız yaşamadan ölür giderler.
Peki kadınların mutluluklarının cellatları kimdir?
Kimdir onların hayatlarını çalan?
Kimdir düşlerini kan kırmızı ölüme çalan?
Kimdir pişirdiği yemeği, kurduğu sofrayı darmadağın eden?
Kimdir başını yasladığında huzur aradığı omzun ömrünü bitiren sahibi?
Kimdir henüz çocukken onu kadın yapan, ana yapan?
Kimdir gözlerinden sevgi, ellerinden şefkat beklenirken şiddet ve acı veren?
Kimdir sadakat beklerken ihanet eden?
Kimdir eşindir hem döver , hem sever diyen?
Kimdir her yaptığı çirkinliğe ‘elinin kiridir’ diyen?
Kimdir gönlünü, tüm umudunu kırıp, ömrünü çalan?
Kimdir? Kimdir? Kimdir?

Aslında her kadın ya kendi katilini doğurur, ya kendini sultan yapacak adamı.
Biliyor musunuz bir ata sözü vardır ki tam da bu konuya cuk oturur. Başka söze gerek yok. Nedir bu kıymetli söz?
BEŞİĞİ SALLAYAN EL DÜNYAYI DA SALLAR…
Yani kadın doğurur, kadın besler büyütür, kadın öğretir, kadın yetiştirir. Çocukken aşırı şımartıp yüzsüz, şefkatsiz erkek evlatla böbürlenilir. Her şeye izin verilir, her şeye hakkı varmış gibi davranmasına göz yumulur. Peki sonra ne olur? Ergenlik döneminde asilikler başlar, ergenliktendir denir tüm başkaldırıları, taşkınlıkları. Gitgide anne babasının kontrol edemediği hoyrat, asi bir delikanlı olur. Bu sefer aman evlendirelim de durulsun denir. Bir anne kuzusu körpe bir çiçek gibi eş bulunur. Güzel olmalı, becerikli olmalı ki ; ana babasının zapt edemediği delifişek oğul sanki birden uysal, şefkatli bir aile reisi olması beklenir. Derken narsist yetişen bu sözde adamlar can yakmaya başlar. Aldatır, döver, içer ama evde yaprak oynamasın ister. Dayanamayıp yolunu ayırmak isteyen kadınlar için daha büyük bir kabus başlar. Kimi boşanmaz, kimi boşandıktan sonra da rahat bırakmaz. Ya bir sokak ortasında ya özür dilemek bahanesiyle geldiğinde kuş gibi canını alır kadının. Ya paçayı kurtarmak için namus meselesi der az ceza alırlar. Ya tahrik etti kendimi kaybettim derler. Ömrünün baharında solup giden çiçekler gibidirler. Memleketinde öldürülen bilmem kaçıncı kadındır, yani bir sayıdan ibarettir bundan sonraki hikayesi…
Bir de evlerinde yaşayan ölüler gibi ömür tüketen ruhları öldürülmüş, bedenleri yaşayan nice çileli kadınlar var hiç kimsenin haberi olmayan. Sessiz sedasız yaşarlar acılarını.
Değerli anneler erkek yada kız fark etmez ahlaklı, vicdanlı, adil ve sevgi dolu evlatlar yetiştirin. Ayrıcalık tanımadan sağlam karakterli, hükmeden değil sarıp sarmalayan şefkatli insanlar yetiştirin. Gelecekte ne siz ağlayın ne başka anneler ağlasın. Her şey kadınların, annelerin elinde bunu hiç unutmayın. Sizin adam edemediğiniz çocuklarınızı kimse adam edemez. Kimsenin günahına girmeyin.
UNUTMAYIN Kİ BEŞİĞİ SALLAYAN EL DÜNYAYI SALLAR. GÜZEL YÜREKLİ, SEVGİ VE SAYGIYI BİLEN İNSANLAR YETİŞTİRİN!

Devamını Oku

BENİ KİM YAKTI?

BENİ KİM YAKTI?

19.Ocak.2024 23:21, I Güncelleme:19 Ocak 2024 23:29

19.01.2024 23:21, I Güncelleme:19 Ocak 2024 23:29

Merhaba değerli okur dostlarım, bu söyleşimizde pek çok insanın dramından bahsedeceğim. Oldukça ağır ve zor bir yaşam koşullarına mahkum edildik. Durdurulamaz bir ejderha gibi artan pahalılık yakıp kül ediyor. Çevremden onlarca dram anlatabilirim. Dağılan ailelerden tutun da, eşyaları kapıya atılıp yağmur altında kalıp hem eşyalarını ,hem yuvasını, hem insanlara olan güvenini yitirmiş ve kırılmış onurunun acısıyla ahı semayı aşmış insanlar biliyorum. Gerçi ahı, kul hakkını , insanlığı unutmuşken kimden insani ve vicdani davranmasını bekleyebiliriz ki? Balık baştan koktu bir kere… Zincirin halkalarına eklenmeye meyilli ne çok insansı varlık varmış meğer. Düşünün bir kere minicik çocuğu ile parkta bir ağacın altına sığınmış ve sokakta kalıp talan edilen eşyalarının içinden bir çarşaf, bir battaniye ve bir yastık alabilmiş. Geceleri korkuyla uyanık kaldıklarından sabaha doğru derin uykuya daldıklarında minik insan kendi kendine oynuyor anne babasının arasında. Nice nice acı… Bu ejderha nasıl bu kadar bizi yakıp yok edecek kadar büyüdü?

Aslında en cahil insan bile parmak hesabı yapsa bilir insanların hayatlarının mevcut maaşlarıyla sürdürülemez olduğunu. Evi olmayan milyonlarca insan var ki; ben de onlardan biriyim. Emekliliğim yok. Eşimin 7500 tl emekli maaşı var. Canavarın nasıl büyüdüğünü en yalın haliyle ben izah edeyim şimdi. Evvelki yıl 750 tl idi kiram, geçen yıl 3000 oldu. Bu yıl 10000 tl. Şimdi söyleyin 10000 tl maaşı olmayan milyonlarca insanın barınma hakkını kim korumak zorunda, kimin güvencesinde? 10000 tl maaşı olsa bile bu insanlar ne yer, insani ihtiyaçlarını nasıl karşılar? Eskiden iş çıkışı markete uğrar yemeklik bir şeyler alırdım. Eşime markete gidiyorum derdim. Bu yıl markete gidiyorum diyemiyorum, yerine depresyona girmeye gidiyorum der oldum. Gün içinde sabah gördüğüm fiyatı akşam göremiyorum. Var ile yok arasında bir hayat bize diretilen. Baştan sona canavarı herkes bir tutam beslemiş. Kimi körlüğü ile, kimi sessizliği ile, kimi menfaat kaygısıyla, kimi açgözlülüğü ile, kimi beni sokmayan yılan bin yaşasın diyerek, kimi korkaklığı ile, kimi benim var olmayandan bana ne diye diye beslemiş bu ateş saçan ejderhayı. Ben çocukken de enflasyon canavarından bahsederlerdi ama o zamanlar bir maaşla koskoca aile geçinirdi. İnsanlar bu kadar fırsatçı ve Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz değildi. Adalet , adil paylaşım, insanca yaşama hakkı her vatandaşın en  temel hakkıdır. Peki insanlar kendi özdeğerlerinin farkındalar mı?

Özdeğer bilinci çok kıymetli bir olgudur. Aslında toplumda seviyeli, olgun bir tavırla yönetime katkıda bulunurlar. Kendi özdeğeri konusunda bilinci gelişmeyen toplumlar genellikle pasif kalabalıklardır. Haklarından bi haber, görev ve sorumluluklardan bi haber, bir lokma bir hırka yaşarlar. İnsanca, insana yaraşır bir  hayat için tek yaptığı para katışıp 10 tl verip bir simit alıp, iki kişi bölüşüp yerken kendi kendilerine yorum yapmaları.  Kendi besledikleri   ejderhanın alev alev yakıp  kavurduğunu bilirler bilmesine ama kimse sormaz o soruyu. Kebabcının dumanı ve kokusuyla simit yerken kebab yediğini sanır. Susayınca sokak çeşmesi, çişi gelince cami tuvaleti imdadına yetişir. Pazarda dolaşıp alamadığı peynir zeytini, meyveleri tatma bahanesiyle nefsini köreltir.  Yoksulluk çok zordur. Fena çarpar adamı, fena yıkar yokluk… Yaşamayan bilmez. Açlığın, yokdan anlamayan çocuğun ağlamasını susturmak zordur. Üşümek zordur. Korkudan fişi pirize takamazsın, faturanın nasıl çarpacağını bilirsin. En çok çocuklu evlerde zordur yoksulluk. Bu zam canavarı alev alev her yeri yakıyor, her güzel duyguyu yakıyor. Ahlakı, korkuları , utanmayı yakıyor. Market duvarını kırıp soygun yapanlar, canlarının çektiği şeyleri çalarken ar etmiyor. Çünkü yaşamak , hayatta kalmak derdindeler.

Özdeğerini bilseydi vatandaş ve insan olarak her şey çok farklı olabilirdi. Mesala sorabilirdi;

-BENİ KİM YAKTI? Diye… Sen yaktın derdim, o yaktı, biz yaktık. Tüm vurdumduymazlıklarımız, sorumsuzluklarımız, cehaletimiz, tembelliklerimiz, yozlaşmalarımızla kendi canavarımızın pençesinde debeleniyoruz. Çözüm sensin sadece sen.UNUTMA!

Huzurlu, akıllı, karnı tok, cebinde parası olan, ahlaklı, adaletli, bilgili, adil vicdanlı yarınlarımız olsun. İnsanca yaşamak dileği ile sevgimdesiniz.

Kıvanç Haldız

Devamını Oku

YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DÖNMÜYOR

YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DÖNMÜYOR

6.Ocak.2024 21:23, I Güncelleme:6 Ocak 2024 21:26

6.01.2024 21:23, I Güncelleme:6 Ocak 2024 21:26

Merhaba değerli okurlarım,

Uzunca bir zamandır yazıyor siliyorum. Yazıyor siliyorum. Hani söylemek istediğim dilimin ucuna kadar geldi deriz ya; aynen o durumdayım. Değneğin iki tarafı da tutulmaz halde… Başka bir konuya geçiyorsun aynı…Nasıl elimiz kolumuz, dilimiz bağlandı da anlamadık. Uzun zaman beni sokmayan yılan bin yaşasın demekten mi bu haldeyiz? Başımı ne yöne çevirsem bir dram, bir kokuşmuş düzen, bir girdap. Belki girdabı en kıyısında seyrediyor olabiliriz ama; o dönüş gitgide daha bir hızlı dönüyor ve hepimizi hızla içine çekiyor farkında mıyız? Sanki yarı uyur yarı uyanık haldeyiz. Görüyoruz, duyuyoruz hatta bazen birebir yaşıyoruz ama yine de karnımızdan konuşmaktan öteye gitmiyor eylemimiz. Bunun temel sebebinin bazı mekanizmaların işleyişinin bozulması, hatta çarkların tersine dönüyor olması… Kimse kendini güvende hissetmiyor. Hangi köşeden önünüze bir gaspçı çıkar belli değil. Sokak başlarında gruplar halinde topluma zarar veren insanlar çökmüş durumda. Sabah alacakaranlıkta işe giderken neyle karşılaşacağınız meçhul. Sokaklar güvenli değil, şehrin göbeği güvenli değil…

Peki evlerimizde güvende miyiz? Evet bu soruyu hepinize sormuş olayım cevabınız ne olurdu? Öyle berbat bir haldeyiz ki çocuklar kendi ailesinde güvende değil, kadınlar eşlerinin yanında güvende değil. Dış etkenleri saymıyorum bile. Uyumaya korkan insanlar var kendi evlerinde. İnsanlar garip bir dramın içindeler. Ruhsal olarak sağlıklı olanımız ne yazık ki çok az. Ben tv izleyen biri değilim ama sosyal medyada uç noktalarda bazı olaylardan minik kesitler paylaşanlar oluyor. Elbette ki bunlar sabah ve öğleden sonra kuşağı programları. Ara sıra kuaförüme gittiğimde bu kanalların açık olduğunu görüyorum. Neden bunları izliyorsunuz diye sorduğumda genellikle müşteri istiyor diye cevap alıyorum. Lakin az sonra dünden yarım kalan konuyu herkesin merak ettiğine tanık oluyorum. İşe bisikletle gidip geliyorum . Yol boyu açık olan tv kanallarının aynı tür yayınlar olduğunu görüyorum. Meraklı bir sürek avı heyecanındalar. Şeytanın aklına gelmeyen planları herkes öğreniyor, hatta açık kalan noktaları da onlar tamamlıyor. Senaryolar daha da şeytani hal alıyor. Peki ya diziler? Hangisinde alavera dalavera yok? Hangisinde silah yok, zorbalık yok, yoldan çıkmışlık yok? Konu hep kötü olursan ,güçlü olursan kazanırsın. Eğer iyi olursan ,dürüst olursan ezilirsin, kaybedersin… Zengin olmak için kısa ve kestirme yollar adeta damardan enjekte ediliyor. O temiz, güzel aile yapımızdan oldukça uzaklaştık. Büyük küçük kavramı yok. Çoğu evde ne yazık ki anne baba yok. Disiplinsiz ve başıboş yaşam tarzı aile değil de aynı çatı altında yaşayan ve birbirini hiç tanımayan, saygı ve sevgi yoksunu insanlardan ibaret. Anlatsam roman olur denir ya hani öyle hikayeler dinliyorum ki birinci ağızdan yazmaya  değil ama dinlemeye yürek ister.  BİZE NE OLDU? NASIL BU HALE GETİRİLDİK?

HİÇ Mİ FARKETMEDİK YOLUN SONUNU? HİÇ Mİ BİR DUR DİYEN OLMADI BU FRENİ PATLAYAN TOPLUMA? TOPARLANIN! ÖZÜNÜZE DÖNÜN! DALIMIZ BUDAĞIMIZ KIRILMIŞ OLABİLİR AMA BU KÖKLER SAĞLAM.YENİDEN YEŞERİRİZ. Aşırı olan her şey zararlıdır. Tuz tat verir ama fazlası yenmez. Su hayattır ama fazlası zehirler. Aşırı özgürlük kopuş demektir. Sana ne , seni ilgilendirmez başlar ki zaten o durumdayız. Onurlu insanlardan oluşan toplum yıkılmaz. Ama biz hızla uçuruma doğru güle oynaya gidiyoruz. Kolay para kazanma hırsı vasıfsız insanlarda daha bir ar damarı çatlamış durumda. Sosyal medyada abuk sabuk hareket edenler, sövenler, nenesini atasını maskara edenler, teşhircilik edenler, maymun olanlarla dolu ki enteresan tarafı milyonlarca takipçilerinin olması. Bilgi paylaşımlarına ilgi yok. Demek ki çoğunluğun akıl ve ruh sağlığı bozuk.

Yanlış hesap Bağdat’tan döner demişler ama böyle giderse bu  yanlış hesap bir yerden dönmez. Duyarlı, onurlu, adil, geleneksel özümüze acilen dönmek zorundayız. Aksi takdirde ne evimizde, ne işimizde, ne toplumda huzur ve güven olmayacaktır…  Sevginiz, saygınız ve huzurunuz eksik olmasın değerli okur dostlarım. Herkes sabırla doğruları anlatmaya gayret etmeli. Güzel günler diliyorum.                 
KIVANÇ HALDIZ

Devamını Oku

Mutlu yıllar diliyorum,sağlıkla ve huzurla yaşayın.

Mutlu yıllar diliyorum,sağlıkla ve huzurla yaşayın.

1.Ocak.2024 21:13, I Güncelleme:6 Ocak 2024 21:15

1.01.2024 21:13, I Güncelleme:6 Ocak 2024 21:15

YENİ YILDAN HİÇ BİR ŞEY BEKLEMEYİN ! Çünkü o siparişlerinizi getiren kurye değil.
Ne büyük yanılgıdır ki kendi boynunun borcu olan şeyleri başkasına yüklemek.
Ne giden yılın olanlardan, ne gelecek olan yılın olacaklardan bir ilgisi var.
Yine en kolay,en zahmetsiz olanı seçiyor insanoğlu…
Yeni yıl sağlık getir,
Yeni yıl huzur getir,
Yeni yıl para getir,
Yeni yıl güzellik getir,
Yeni gerçek dostlar getir…
2023 den de aynı taleplerimiz vardı.
Peki ne oldu?
Adı sadece 2023 olan zaman diliminde bizim tüm günahlarımızın, umursamazlığımızın, suskunluğumuzun, yokediciliğimizin, sahtekârlığımızın sonuçlarını yaşadık. Bundan sonra da yaptıklarımızın, yada yapmak zorunda olup da yapmadıklarımızın semeresini alacağız.
????Sağlık istiyorsun sağlıklı gıdalar tüketmiyorsun.
????Huzur istiyorsun kendine bile huzur vermiyorsun,
????Para istiyorsun çalışacağın tüm fabrikalar kapanırken susuyorsun,
????Güzellik istiyorsun tüm güzelliklerin içine ediyorsun. Doğa katledilirken,ormanlar yakılıp , dağlar oyulurken susuyorsun. Havanı, suyunu ,toprağını, denizlerini kirletiyorsun. Yetmiyor parkta,piknikte ortalığı çöp deryasına çeviriyorsun. Çiçekleri koparıyor, çimleri çiğniyor, ağaçları kesiyorsun. Yağmur yağmıyor, kar yağmıyor.
????Dostluk istiyoruz birbirimize günaydın, iyi akşamlar demeyi bile çok görürken. Bazılarımız sanal iyi dostu oynuyor. Gerçekten ihtiyacı olduğunda kimsenin yanında kimse yok. Küçük hesaplarla birbirimize yaklaşıyoruz.
Döven biziz, öldüren biz.
Adil olmayan biziz, adaleti isteyip savunmayan,uygulamayan biz…
Hırsız biziz, tecavüzcü biz. Çocuk kadın, hayvan demeden…
Bu çok övündüğümüz çağda hâlâ yolu olmayan, okulu olmayan köylerin sahibiyiz. Çöpten ekmek arayan insanları görmeyen gözleri,sızlamayan vicdanların sahibiyiz.
Şimdi istediğimiz tüm güzel şeyler, iyi şeyler için kendi kapımızın önünü süpürmekten başlayalım.
Tertemiz bir dünya için ahlâklı, vicdanlı, sevgi ve saygı dolu bireyler olmaya bismillah diyelim.
Daha güzel,tam da hayalini kurduğumuz beklediğimiz günler o zaman gelir ancak.
Eh hadi bakalım güzel günler için sıvayın kolları.
Sevgiyle en güzel günleri, en temiz yarınları hep birlikte kuralım. Hepimiz üzerimize düşen ne varsa gocunmadan yapalım. Sevgiyle her şey çok güzelleşir. Sizi seviyorum. En güzel yarınlara hep birlikte inşaAllah …
Kıvanç Haldız

Devamını Oku

ANNE BABA OLUNCA ANLARSIN

ANNE BABA OLUNCA  ANLARSIN

11.Kasım.2023 10:16, I Güncelleme:11 Kasım 2023 10:17

11.11.2023 10:16, I Güncelleme:11 Kasım 2023 10:17

Rahmetli anneannem evinde bir başına yaşardı. Bazen yalnızlıktan bunalırdı kahreder ağlar, hatta saydırırdı. Beş çocuğu vardı ve dedem rahmetli olduktan sonra bir başına yaşamaya başladı. Kulakları ağır işitirdi ve dizleri çok ağrırdı. Ayağını bükemediği için hep uzatarak otururdu. Üstelik tek bir tane bile dişi yoktu. Canı çekse de her istediğini yiyemezdi. Dere kenarından bulduğu avcuna tam oturan bir taşı vardı ve onunla leblebi, fındık fıstık gibi şeylerden bir kaç tane ezer yerdi. Her seferinde çiğnemeyince tadı olmuyor dişlerinizin kıymetini bilin diye söylenirdi.
Bazı sabahlar teyzemin evine kahvaltıya giderdi ve çoğunlukla ağlayarak geri gelirdi. Çünkü elinle yeme, üstüne dökme, ayağını biraz topla gibi ikazlara çok alınırdı. ‘ Benim yaptığım çömlekler beni beğenmiyorlar’ derdi. Uzunca zamanlar kimsenin evine gitmezdi ama gönlü isterdi ki ; bir parça peynir, bir tas yoğurt yada yeni ekmek yaptıklarında sıcak ekmek getirsinler. Hatta evi yakın olan teyzemler et pişirdiklerinde kapıda beklerdi. Gelen giden olmayınca elindeki bastonuyla hem yeri eşeler hem bir yandan ağlayıp söylenirdi.
Öte yandan çocukları onun inat ve huysuzluk yaptığını, gelip kimseye karışmadan bir köşede yaşaması gerektiğini,sıcak evde sıcak yemek yesin bir şeye karışmasın isterlerdi. Bir keresinde ona ayrı yemek verdikleri için bırakıp evine gelmişti. Kimsenin evinde kalmadan , kimsenin eline düşmeden Allah emanetimi alsın diye dua ederdi.
Şimdilerde hem onu hem tüm yaşını almış büyüklerimi daha iyi anlıyorum. Çocuklarını büyütürken kim bilir ne yokluklar, ne çileler yaşadılar. Belki tek dayanma gücünü çocukları büyüyünce elleri ekmek tutunca rahat edeceğine olan inançlarından aldılar. Belki ne yaşadığımı, neler çektiğimi evlatlarım gördü, onlar beni son demlerimde rahat ettirir diye düşünmüş olabilirler. İşyerimin üst katında sağlık ocağı var ve pek çok insan hikayesine tanık oluyorum. Bazen yardım etmek için yanlarına gidiyorum. Artık hiç birine sormuyorum ‘çocuğunuz yok mu neden yalnız geliyorsunuz?’ diye. Bir gün hareket etmekte çok zorlanan teyzeye bu soruyu sormuştum ve bir daha hiç kimseye sormama kararı aldım. Çünkü cevabıyla hem o üzüldü hem ben … Giderken birden döndü, elindeki bastonu sabit tutamıyordu. Derin bir nefes verdi sanki içinin ağısını atarcasına. Gözleri dolu doluydu ve anlatmaya başladı.
Kısadan keseyim gızım biz çok fukaraydık. Bizim çocuğumuz olmadı sekiz sene. Sona adamım Angara’da daş ocağında iş buldu. Beni de götürdü, tahtadan bi gulubecik yaptı orda durdum. Sona patıron bizim çocumuz olmadını öğrenince bizi dokdura eletdi Allah bin kere ırazı osun. Tedaviyle bizim bi olumuz oluvedi. Abovvv nasıl sevindik, nasıl sevindik. Yerlere goma gıyameyodum. Çiçek baka gibi bakdım böyütdüm. Okutdum, everdim. Biliyon mu göze gızım everene gada olum varıdı. Şindi aynı mahelledeyiz emme komşu bile olamadık anleyon mu beni? Gomşu bile olamadık…
Sonra gözünden akan yaşları yemenisinin ucuna silerek kendi kendine ağıt yaka yaka , ağır aksak yürüdü gitti. Eşimle arkasından bakakaldık ama yüreğimizde acısını bıraktı gitti. Kimbilir belki rahmetli olmuştur. Acaba oğlu üzülüp ağlamış mıdır? Pişman olmuş mudur?
Birinin eli yandığında eli yanmış deriz. Elinin ne kadar acıdığını hiç bilmeyiz. Ta ki elimiz yanana kadar. Eskilerin başına gelmeden anlamazsın demeleri, anne babalarımızın anne baba olunca anlarsın demeleri hiç boşuna değilmiş.
Dilerim hiç kimse sonsuz pişmanlıklarıyla yaşamak zorunda kalmasın. Unutmayın çocukken yemeğinizi üzerinize döktünüz, altınızı, yatağınızı kirlettiniz, defalarca saçma sapan sorular sordunuz, zor yürüdünüz, yoruldunuz kucakta taşındınız. Hiç şikayet etmeden sevilmeye devam ettiniz. Siz yavaş yavaş yürürken kimse sizi çekiştirmedi. Söylenmedi, size ayak uydurdular. Şimdi sizler yetişkin olurken anne babalarınız çocukluğuna geri dönüyor. Anlamalısınız, anlayışlı olmalısınız. Zor yürüyebilirler, üzerine yemek dökebilir, tuvaletini kaçırabilir, unutup tekrar tekrar sorabilirler. Onlar sizi canlarını verircesine baktılar, yuvaya vermediler. PEKİ BUGÜN ADI HUZUREVİ OLAN KURUMLARA ANNE BABALARINIZI BIRAKIP UNUTURKEN HİÇ VİCDANINIZ SIZLAMIYOR MU? Çok sorun çıkarıyor derken haklılık payı mı çıkarıyorsunuz? Bugün çok sevdiğiniz evlatlarınızı yuvaya verip hayatınıza hiçbir şey olmamış gibi devam edebilir misiniz? Vazgeçebilir misiniz? Unutabilir misiniz yavrularınızı? Lütfen atalarınızdan, köklerinizden vazgeçmeyin olur mu? Sevgiyle kalın…
KIVANÇ HALDIZ

Devamını Oku