DOLAR 31,3677 0.42%
EURO 34,0595 0.51%
ALTIN 2.101,432,38
BITCOIN 1945386-0,14%
İstanbul

KAPALI

13:21

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

AİZANOİ ANTİK KENTİ, FRİG VADİSİ VE AYAZİNİ
186 okunma

AİZANOİ ANTİK KENTİ, FRİG VADİSİ VE AYAZİNİ

14.Ocak.2024 19:41, I Güncelleme:14 Ocak 2024 19:41

AİZANOİ ANTİK KENTİ, FRİG VADİSİ VE AYAZİNİ

Yayınlama:14.01.2024 19:41,

Güncelleme:14 Ocak 2024 19:41

Yaklaşık 55 hektarlık, Kütahya, Eskişehir ve Afyonkarahisar sınırları içinde toprakları olan lebiderya bir vadiden söz ediyorum. Geçen haftaki yazımda, Eskişehir sınırları içinde yer alan kuzeyinden söz etmiştim. Bu hafta Kütahya ve Afyon sınırlarında yer alan güney kısmını gezeceğiz birlikte.

Dört mevsim gezilip görülebilecek, gezginlerin mutlaka uğradığı bir yer Frig Vadisi. Bağrında binlerce yıllık tarihi kalıntıyı saklayan, doğal güzelliklerle dolu bir vadi. Tam bir cazibe merkezi.

Yine erken bir saatte düştük yola üç arkadaş, soğuk bir ocak sabahında. 506 km’lik Frig Yolu, Friglerin kalbi Yazılıkaya’da birleşiyor. Gordion Antik Kenti (Polatlı-Ankara), Seydiler (Afyonkarahisar) ve Yenice Çiftliği (Ahmetoğlu Köyü-Kütahya) olmak üzere üç noktadan başlıyor ve bu yolun yapım projesi bölge valileri eşgüdümünde FRİGÜM (Frigya Kültürel Mirasını Koruma ve Kalkınma Birliği) tarafından destekleniyor. Yürüyüş yolları, bisiklet yolları yer alıyor. Biz önce Aizanoi Antik kentini görmeyi tercih ediyoruz ve Kütahya’ya varmaya yakın Çavdarhisar tarafına dönüyoruz.

AİZANOİ ANTİK KENTİ

Çavdarhisar ilçe merkezinde, Kütahya’ya 50 km uzaklıktadır. Frigya^ya bağlı yaşayan Aizanitis’lerin ana yerleşim yeriydi. Şehrin yüksek bir tepesinde bulunan Zeus Tapınağı’nın çevresindeki kazılarda saptanan izler, MÖ 3000 yıllarına uzanan bir tarihleri olduğunu ortaya koymuştur.

Roma İmparatorluğu döneminde tahıl ekimi, şarap ve yün üretiimi sayesinde zenginleşmiş, ünü yayılmış, MÖ 1. yüzyıl sonunda kentleşme başlamış veilk sikkelerin de bu dönemde basıldığı biliniyor.

ZEUS TAPINAĞI: MS. 1. yy da başlayıp 2. yy tamamlanmış Anadolu’da en iyi korunan, dünya da ise en sağlam olarak günümüze ulaşan, 9.30 m boyunda, yekpare sütunları ile dikkat çeken bir tapınak. Kilitlemetonozlama metoduyla inşa edilen alt bölümün mimari olarak dünyada bir benzeri yokmuş. Tanrılara hediye sunulan ve sunakların saklandığı depo, kehanet odası, Kibele’nin lült yeri olarak kullanılmış.

Aizanoi Antik kentinde 13.500 kişilik stadyum ile 15.000 kişilik bir tiyatro iki ana kapıyla birbirine bağlanmış. Bu dünyada eşi olmayan bir kombinasyonmuş.

Stadyumda dört yılda bir şehir olimpiyatları yapılır, kazanan oyuncu kenti temsilen Atina’ya gönderilirdi. Giriş kapısının doğu kısmında kazanan sporcuların adları yazılırmış. O dönem üç çeşit spor yapılıyor. Gladyatör- Gladyatöre karşı, Gladyatör-yabani hayvana karşı, Gladyatör suçlulara karşı.

Tiyatronun üç ana kapıdan girişi yapılırmış. Güçlü bir akustik sisteme sahip ve çok geniş süslemelerin varlığı dikkat çekici.

Pankalas Nehri üzerine beş tane köprü yapılmış o dönemde. 1-3-5 numaralar depremde yıkılmış, 2-4 numaralar hala ayakta. Dört numaranın hatta bir öyküsü olduğu söyleniyor. Kentin soylu, zengin ve yardımsever adamı Apiliaus Eurykles deniz yolculuğuna çıkar ve kaza geçirir. Hiç görmediği büyüklükte canlılar görürü, Kazadan sağ kurtulup dönünce kente köprü yaptırıp armağan eder. Köprününkorkuluklarına denizde gördüğü büyük deniz canlılarını figüre ettirir.

BORSA: 1970 Gediz depreminde Çavdarhisar merkez camisi yıkılı ve çalışmalarda borsa yapısı ortaya çıkar. Roma döneminde taze et ve balığın satıldığı pazar yeridir. Macellum 301 yılına kadar bu şekilde kullanılmış. Bu yıldan sonra Roma İmparatoru Dioclatianus enflasyonla mücadele etmek için ürünlere maksimum fiyatlar belirler ve bunu kararname olarak yayınlar. Bu tarihten sonra yapı borsa olarak anılır. Dünyanın bilinen ilk borsasıdır.

Burada incelenecek o kadar güzel kabartmalar var ki. Zeus tapınağı göz alıcı bir güzellikte. Saatlerce gezilebilir ama biz daha başka yerlere uğrayacağımız için fotoğraf çekimi de yaptıktan sonra İhsaniye Döğer’e geçiyoruz. Önce Üçler Kayası Köyü’ne uğruyoruz. Burası küçük bir köy. Peri bacaları, mağaralar ve yüksek tepelerle çevrili. Üç adet kral mezarı bulunduğu için adı Üçlerkayası olmuş. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanıyor. Köyde her adımda farklı bir manzara, büyülü bir atmosferle karşı karşıya kalınıyor.

Bu civarlardaki başlıca eserler Aslankaya Tapınağı, Kapıkaya Tapınakları, Nallıkaya Kaya Mezarları, Kral Midasîn Hazine Odaları, Peri Bacaları ve Tescilli Gelin Mağarası, Peri Bacaları ve Asırlık Leylek Yuvası.

Asırlık Leylek yuvaları beni çok etkiledi. Oradan topladığım leylek tüyleri ile çok güzel bir rüya kapanı yaptım.

ASLANKAYA TAPINAĞI: Döğer Kasabasına 4 km mesafede Emre Gölü yakınında bulunan yüksek kaya kütlesini güney ve kuzey yüzü düzeltilerek oluşturulmuş bir üçgen çatılı anıttır. Kuzey yanına kükremiş ve iki ayağı üzerine şaha kalkmış bir erkek aslan, diğer yüzüne de kartal başlı, kanatlı bir sfenks yapılmış.

MEMEÇ KAYALIKLARI: Emre Gölü’ne giderken yol üzerinde olan Memeç Kayalıklarına uğradık önce. Bizans döneminde kilise, mezar odaları ve barınaklar yapılmış. Burada atlarla gezi yapabilirsiniz. AROG filmi burada çekildikten sonra çok ilgi görmeye başlamış.

EMRE GÖLÜ: Döğer sınırları içindee, yüz ölçümü 5 kilometrekare, Afyonkarahisar’ın doğal yollardan oluşmuş en küçük gölü. Göl adını Yunus Emre Tekkesi’nden alıyor. Etrafında Frig Kaya Anıtları, piknik alanı, sosyal tesisler bulunuyor. Kano, bisiklet ve ATV gezisi yapmak mümkün. Kış olduğu için biz bunlarla hiç ilgilenmedik, fiyatları da bilmiyorum doğrusu.

Kırkmerdivenler diye bir kayalık var. Baca gibi içinden merdivenle gölün kenarına iniliyor. oldukça ilgi çekici. Biz orayı görmeye gidiyoruz. Bulunduğu alanda, arabada gözleme yapan bir teyze, çay kahve satan eşi küçük bir düzen kurmuşlar. Araba dediysem, at arabası. Domates, salatalık, meyve, bisküvi gibi yiyecekler de bulunuyordu. Doğrusu o soğukta sıcak gözleme ve çay iyi gitti.

Gölün etrafında dolaştık biraz, nisan ve mayıs aylarında göçmen kuşlar gelirmiş buraya. Pelikanlar özellikle. Göl üstünde avlanırken topluca hareketleri oldukça güzel görüntüler çıkarırmış.

AYAZİNİ

Ve akşam olmaya yakın Ayazini kasabasına geldik. Belki ışıkların azaldığı saatlerinde etkisi vardı, size kendinizi bambaşka bir boyutta hissettirecek bir ortamdan söz edeceğim. İhsaniye ilçesine bağlı, kutsal mekanları ve ticaret yollları üzerindeki konumu nedeniyle Friglerden sonra Romalılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından da kullanılmış.

Burada gezilecek yapıların ilki yekpare bir kayaya oyulmuş Meryem Ana Kilisesi. Bizans’tan kalma olduğunu öğreniyoruz. Sırasıyla Nazlı Kilise, Aslanlı Mezar, Metropolis Katı Yerleşimi, Kybele Kutsal Alanı, Açık Apsis, Nekropolis, Merdivenli Mekan ve Azizler Şapeli….Görkemli bir açık hava müzesi gibi.

Frigya vadisinin bu tarafı sıcak su kaynakları sebebiyle tarihte !Şifalı Frigya’ olarak ünlenmiş. Gazlıgöl ve Hüdai kaplıcaları ile ilgili şöyle bir efsane anlatılıyor:

Frigya Kralı Midas’ın kızı büyür, güzelleşir. Fakat nazar değer genç kıza vücudunun her yerinde yaralar çıkar. Her geçen gün çirkinleşen ve yaralar yüzünden acı çeken kız aklını oynatmaya başlar. Kendini yollara vurur. Kızının durumuna çok üzülen Midas onun peşine gözcüler takar. Ayazini yakınlarına gelen prenses otların arasında yerden fışkıran bir memba görür. Kendini suya atar ve kana kana içer. Su vücuduna değdikçe bir farklılık hisseder. Ferahlar, rahatlar ve derin uykuya dalar. Uyandığı zaman yaraların kuruduğunu görür. Prensesin iyileştiğini gören gözcüler, onu krala götürür. Kral kızını iyileşmiş görünce çok şaşırır ve sorar “seni kim iyileştirdi?”

Eski güzelliğine hızla ulaşan prenses “beni biri değil, ülkede çıkan bir su iyileşirdi.”

Midas bunun üzerine suyun herkese şifa olması için hamam yapılmasını emreder. Gazlıgöl o gün bugündür insanlara şifa dağıtır.

Köyün meydanına geldiğimizde bir mekana kendimizi atıyoruz. Yorgun ve üşümüş olarak. Sobanın etrafına oturup, sahibiyle sohbet ederek bir şeyler içiyoruz. Efsane kral Midas, fabllarıyla ünlü Ezop, Flütüyle Frig dağlarında dolaşan yarı insan-yarı keçi Marsiyas’ın hikayelerini dinliyoruz. Burası kendine özgü, mistik, sakin bir yer.

Frigler buraya yerleşirler, MÖ 9. yy’ın başlarından itibaren Eskişehir, Kütahya, Ankara ve Afyonkarahisar’ın büyük bir bölümünü kapsayan güçlü bir devlet kurmuşlar. İlk kralları Gordios, ölümünden sonra da oğlu Midas başa geçiyor.

MÖ 700’lü yıllarda Doğu Anadolu’ya giren Kimmerlerin saldırısı sonucu zayıflarlar. Bugün kullandığımız birçok müzik aletinin mucidi olan Frigler, ‘Şirinler’in şapkasına ilham veren başlıktan, ‘fibula adı verilen çengelli iğne ye kadar pek çok eşyayı insanlığa kazandırmıştır. Tüf kayaya oyulmuş Avdalaz Kalesi, çok katlı ve çok odalı haliyle, bir apartmanı andırıyor. Bilgi doğrulanamasa da ilk apartmanı onların yaptığı söyleniyor. Yine Midas’ın kızı iyileşince yaşamını burada sürdürmüş ve ilk alaturka tuvaletin de burada kullanıldığı söyleniyor.

Burayı bir cazibe merkezi haline getirimek için birçok girişimde bulunuyorlarmış. İzmir’in Şirince’si, Bursa’nın Cumalıkızık’ı varsa Afyon’un da Ayazini olsun istiyorlar.

Sokakların birini nazar boncuğu, birini şemsiye, birini gül şekilli sabunlarla süslemişler. Oldukça güzel bir görüntü ortaya çıkıyor.

Biz karnımızı doyurup, yöre ile ilgili sohbetimizi de yaptıktan sonra dönüş yoluna geçtik. Şimdi hedefim güzel havalarda, hatta konaklamalı o tarafları yeniden gezmek. Geniş zaman da, sindire sindire, üşümeden, yürüyerek…Soğuğu hiç sevmiyorum. Haftaya görüşmek üzere, hoş kalın.

Fatma ÇİÇEK

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r