DOLAR 32,5038 0.08%
EURO 34,7826 -0.12%
ALTIN 2.496,260,50
BITCOIN %
İstanbul
12°

ORTA ŞİDDETLİ YAĞMUR

13:08

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

EVREN SENSİN
546 okunma

EVREN SENSİN

7.Ekim.2023 19:47, I Güncelleme:7 Ekim 2023 20:34

EVREN SENSİN

Yayınlama:7.10.2023 19:47,

Güncelleme:7 Ekim 2023 20:34

Canlar merhabalar,
“İnsanlık günden güne daha da çığırından mı çıkıyor “diye sorma ihtiyacı duydum kendi kendime. Sonra sizlerle bu akışı paylaşmak istedim.
Herkes mutsuz, herkes sinirli, herkes şikayetçi… Nasıl bir evrende yaşıyoruz? Biz bunun neresindeyiz?
Sürekli şikayet ettiğimiz bu düzende yaşamamız, çok zor değil mi? Acaba bir şeyler yapabilir miyiz?.
Çok saygıdeğer bir büyüğüm “burası yan gelip yatma yeri değil” derdi.
Hepimiz, bu evrende kelebek etkisi yaratıyoruz. Yaptığımız her davranış, bir başkalarının hayatına da dokunuyor. Dolayısıyla her ne yapıyorsak, hem kendimizin, hem de etrafınızdakilerin etkilenebileceğini de düşünmeliyiz. Neticede hepimiz tekamül için buradayız. Yaptığımız işler hem bize, hem de çevremize etki ettiğini bilerek davranmalıyız. Hepimizin dünyaya geliş amacı var ve hepimizin de farklı. Burası da bir “hayat okulu”. Bu okuldan geçmemiz, mezun olmamız, görevlerimizi tamamlamamız anlamına gelmektedir.
Her birimizin bir hayat yolculuğu var. Bu yolculuklar, ayrı ayrı senaryolar, ayrı ayrı oyuncular içeriyor. Dışarıdan bakıldığında, başkalarının hayatları bize kolay gelebilir ama hepimiz ayrı yolculuklarda, ayrı senaryoları icra ediyoruz. Yollarımızın kesiştiği noktalarda da birbirimize ihtiyacımız olduğu ya da birbirimizden bir şeyler öğrenme durumunda olduğumuz zaman dilimine, denk gelmektedir. İnsan ruhu beden kıyafetleriyle şekillenir. Doğumdan ölümüne kadar, hayatın gerektirdiği her türlü aşamaları yapmak için yolculuk başlamaktadır.
Bir hayata doğuyoruz, ebeveynler tarafından büyütülüyoruz. Seçilen ailenin, bizim hayatımıza katkıları ve bizim aileye katkılarımızla, yolculuk start veriyor.
Eğitim öğretim aşamaları,hayatı tanıma, yaşama aşamaları sonucunda artık yeni bir kişilik olarak hayata atılıyoruz. Anne ve babanın genetik yapılarının taşındığı, ama ikisinden de farklı üçüncü kişi.
Hayata tutunmak için, çeşitli plan program, hedef hepsi bu düzlemde bulunmaktadır. Kişi önce kendisini tanımalı, kendisini bilmelidir. Hayat okulunda okuyabilmenin ilk şartı kendini bilmektir
Kendini bil, Rabbini bil, tekamül et.
Yunus Emre de şiirinde insanın kendini keşfetmesi gerektiğini anlatır. İlim kendini bilmektir şiirinde,
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır
diye devam eder.
Yaptıklarımız ve yapacaklarımız, hem kendimiz hem de toplum yararına olmalıdır. Öğrendiklerimiz kendi egomuzu tatmin amaçlı, olmamalıdır. Bilgiler yalnızca, kendimizde kalıyorsa ve hiç kimseyle paylaşmıyorsak, yok olmaya mahkum olur. Her ne işle meşgulsek, kendi dağarcığımıza kattığımız, bir bilgi paylaşıldığı takdirde fayda göreceğini bilmeliyiz. Öğrendiklerimizi öğretmemiz, bu toplumun yükselmesine, yürümesine, yücelmesine katkı sağlar.
Bir toplumun da büyümesi için, üretken olması gerekmektedir. Katkının küçüklüğü veya büyüklüğü şeklinde bir kıyaslama yapmamalıyız. Her dokunuş büyümek için etken olacaktır.
Öğrendiklerimizi aktarırken de, özen göstermeliyiz. Her topluluk, her kişi bizim ilgilendiğimiz konularla ilgilenmeyebilir. Dolayısıyla paylaşımda bulunurken herkesle değil, faydası olabileceğini düşündüğümüz kişilerle, paylaşmak en doğru seçimimiz olacaktır. Yanlış seçimler, karşı tarafın bizi yanlış anlamasına sebebiyet verebilir. Seçimlerimizi yaparken, gözlemlerimiz, değerlendirmelerimiz yerinde olmalıdır. Toplumumuzun gelişmesi, dolayısıyla bizim de aydınlığa kavuşmamız demektir. Bilgi paylaştıkça, aydınlıklarımız artar. Çoğumuz kolay yoldan zengin olma ve sürekli bir mutlu olma isteğiyle karşı karşıyayız. Hayat o kadar basite alınıyor ki, her şeyin kolayını yaşayarak; kolay mutlu, kolay zengin olma gibi bir düşünce sergileniyor.
Teknolojinin kötü tarafını kullanan insanlarımız, ellerinde telefonlarla sürekli, sosyal hesaplarla yaşantılarının dışında, anlık “mutlu olma” durumlarını paylaşıyorlar. Bir an için, “mutlu gülüşler” sosyal hesaplarla paylaşılınca 3-5 kişinin “like’laması ile sanal alemde mutlu oluyorlar. Kendi gerçeklerine döndüklerinde ise, hayatın çekilmezdiği mutsuzluğu, gerçeğine dönüyorlar. Sürekli birilerine, sanal bir hayatı kendilerince lanse ediyorlar. Kendi gerçeklerinden çıkarak, insanların gerçek yaşamları buradaymış gibi davranıyorlar. Bu düzlem üzerinde konuşup, olmayan durumdan çıkıp gerçekle yüzleştiklerinde hayata isyan başlıyor. Biz insanların teknolojiyi bu denli kötüye kullanması, aslında kendimizi bile isteye çukura gömüyor. Sürekli başkaları gibi olma sevdamız, kendi benliğimizden uzaklaşmamız hayatı çekilmez kılıyor. Beklentilerimizin bitmediği, kendinizi bilmediğimiz süreçte de bu durum devam etmeye mahkumdur. Bir insan, neden sürekli başkaları gibi olmak ister?. Başkalarının hayatı, başkalarının işi, başkalarının evi, başkalarının çevresi…
“O kişi”nin bu duruma sahip olmasında, bizim hiç katkımız yokken, neden “o kişi” olmak için kendimizden uzaklaşıyoruz. Bizim gördüğümüzün dışında, kişinin bu konuma gelebilmesi için neler yaşadığını biz biliyor muyuz? Aklımızı başımıza alalım lütfen. Burası yan gelip yatma yeri değilse, biz de buraya çalışmak, çalışıp üretmek için geldiğimizi bilelim.
Her anımız kıymetli, boşa geçirdiğimiz her durum bizim aleyhimize çalışıyor. Bir an önce yapacaklarımıza odaklanıp üretken tarafımızı faaliyete geçirmeliyiz.
Adı ne olursa olsun, minik dokunuşlarla büyük sesler çıkaracağımızı biliyoruz. Bu toplumun çok konuşmaktan ziyade, az konuşup, çok iş yapma zamanı. Kaybettiklerimizi kazanca dönüştürmek için, hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız. Bananecilik bir tarafa bırakılmalıdır. Milli değerlerimizin, manevi değerlerimizin kıymeti bilinmelidir. Maddiyatın kıymetli olduğu şu alemde, nice servetler ödense de alınamayacak olan değerlerimiz korumalıdır. Anlatmak istediklerimin, siyasetle, dinle, alakası olmadığını ayrıca belirtmek istiyorum.
Bizler maddi değerlerin ön plana çıktığı, günümüz toplumunun insanlarıyız. Her şeyin ederini hesaplayarak değer biçiyoruz. Ederi kadar mertebe atlıyoruz sanki. Çok varlık çok değer, çok varlık çok kademe… Sürekli madde üzerinden hayatımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Terazimizin diğer kefesi ise boş olduğu için, tüm değerler alt üst oluyor. Maddi ve manevi varlıklarımız denge ile olursa, bizim yaşantımızda dengede olur. Dualite yasasında birisinin eksikliğinde denge bozulur. Bildiğimiz gibi dualite, tabiatta birbirine bağlı iç içe zıtlıkların uyumudur. Hayatımıza alamadığımız manevi duygularımız, yerini maddiyatla doldurmaya bıkarıldığında kocaman açıklar meydana geliyor ve dengeler bozuluyor. Yani bile isteye dengeleri kendimiz bozuyoruz. Sonra da bozuk durumdan şikayet ediyoruz. Bunda bizim hiç bir suçumuz yok mu? Vakti zamanında başkaları için görmezden geldiklerimiz, elbet bizim için de görmezden gelinir. Aynamızda yansıttıklarımız bizden başkası değildir. Hayat bizim aynamızsa, yansımalarımızı yaşıyorsak, neden seçimlerimizi doğru yönde yapmayalım? Madem Hayat benim yansımamsa neden yaşamak istediğim hayatı seçmeyeyim? Velhasıl biz “ne” isek evrende “o”dur.
“Düşün kadarsın, düşün ne kadarsın” dönüp dolaşıp yine kendimize çıkıyor kapılar. Önce kendin ol. Evrendeki yansımanı gör. Gördüklerin sensin. Gördüklerin senin yansıman yani “SEN EVRENSİN”
Sevgiyle..
Selma Erdel
06.10.2023

Selma Erdel

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r