DOLAR 32,2511 0.14%
EURO 35,0023 0.27%
ALTIN 2.417,880,36
BITCOIN 2186327-1,83%
İstanbul
°

03:39

İMSAK'A KALAN SÜRE

Gezi Notları: SAFRANBOLU YÖRÜK KÖYÜ
959 okunma

Gezi Notları: SAFRANBOLU YÖRÜK KÖYÜ

22.Eylül.2023 23:01, I Güncelleme:22 Eylül 2023 23:02

Gezi Notları: SAFRANBOLU YÖRÜK KÖYÜ

Yayınlama:22.09.2023 23:01,

Güncelleme:22 Eylül 2023 23:02

Değerli okurlar, seyahat aşıkları hazır Mencilis Mağarası ile Safranbolu tarafına gelmişken, burada ki yörük köyünü de gezelim istedim. Bu taraflara rota yaparsanız gezecek çok yer var onları da başka bir yazımda tanıtacağım size. Gelin şimdi o güzel evlerin, tarih kokan mekanların, ruhu olan sokakların arasında dolaşalım ben de bir yandan kulağınıza bilgiler fısıldayayım.

Oğuzların yaşayan bir koludur Yörükler. Türklüğün özü derler kendilerine. puslu dağların sahibi, bu ülkenin mührü, karşılıksız sevenidir. Bir sürü göç öykülerini okuduğum Yörükler benim için daha çok Toroslar ile özdeşleşmiştir. Ama bu yazımda anlatacağım Yörük köyü Safranbolu’ya 11 km uzaklıktaki bir müze köy.

Yörük sözcüğü Türkmenlerin konar göçer yaşamını en iyi anlatan “yörümek” sözcüğünden türediğini okumuştum bir yerde. Peki göçer kültüre sahip Yörükler buraya nasıl konup kalmışlar ?

Osmanlının başkenti İstanbul’da fırıncılık, börekçilik gibi çeşitli işlerde çalışan yörükler, orada gördükleri büyük konaklardan ve görgüden etkilenerek, kazandıkları paralar ile köylerine bu evleri yapmışlar. Hiç işgale uğramadıkları için konaklar uzun süre ayakta kalabilmiş. En eskisi 450, en yenisi 90 yıllık konakları ile 1997 yılında sit alanı olarak ilan edilerek, koruma altına alınmış.

Osmanlı’nın Kayı boyunun Karakeçili aşiretine bağlı üç kardeş tarafından kurulmuş bu köy. Kalabalık aileleri ve hayvanları ile gelip Taraklı Borlu yöresine yerleşmişler. Hüseyin, Hacı ve Davut adındaki kardeşlerden büyük olan Hüseyin bu Yörük Karyesini kurmuş. Öbürleri de “Hacılar Obası” ve “Davut Obası”nı kurmuşlar.

19. yy Yıldız Sarayı’nın muhafız biriminde bu aşiretin bireylerinin görev aldığı söylenir. Hatta Sucu Hafız konağını gezerken sahibi, büyük dedesinin Beylerbeyi Sarayı’nda hafız olduğunu, aynı zamanda da Hamidiye sularının bayiliğini yaptığı için ona Sucu Hafız denildiğini anlattı. Bir şekilde saray ve çevresiyle bağlantıları hep olmuş.

Safranbolu’nun maketi gibi duran Yörük köyü, Safranbolu’nun aksine engebeli arazi sorunu olmayan bir yer. Geleneksel Türkmen köylerinde olduğu gibi girişte köyün mezarlığı yer alıyor. Evler, düz bir arazide, ana cadde boyunca, neredeyse bitişik nizamda inşa edilmiş. Hepsinin kendine ait bahçeleri var. Büyük konaklardan oluşan kentli evlerinde kırsal bir yaşam sürmekteler.

Sokaklar birbirlerine açılıyor ve oldukça ferah. Dar sokakta karşılaştığımız, köyün tek ve tarihi kahvesini işleten beyefendi, bize yeni topladığı hurmalardan ikram ederek, kahve için davet etti. Geleceğimize söz vererek arkasından el salladık. Hurmalarımızı yedikten sonra dar sokağı yürümeye devam ettik. Bizi içinde Leyla Gencer’in büstünün olduğu geniş bir meydan karşıladı. Meydanda kurulan bir kaç tezgahta yöresel ürünler satılıyordu, portakal reçeli aldık, ikram edilen kestaneleri yerken dokuz yavrusu olan anne köpeği sevdik.

 

Leyla Gencer’in evini ve büstünü fotoğraflayarak yolumuza devam ederken, kalabalık bir tur arabası da meydana giriş yaptı.

Biz köyün sokaklarını adımlamaya devam ediyoruz, birbirinden güzel, büyük konaklar göz alıcı. Muratoğlu Konağı, oldukça büyük ve çok yeni görünüyor. Sonradan öğrendik, köyün derneği tarafından onarılmış, otel hizmeti veriyormuş. Hava gerçekten ılık ve güneşli, kasım sonu için fevkalade. Yörük Sofrası, kocaman ve güzel bahçesi ile yemek yemek için güzel bir mekan ama henüz aç değiliz. Hemen yanında köyün kahvesi, el sallıyoruz dönüşte geleceğiz diye. Tabelaları takip edince Sucu Hafız Gezi Evi ilk durağımız oluyor.1987 yılında ilk tescillenen bina olan Sucu Hafız Konağının içi asırlık, el yapımı eşyalarla adeta bir müze gibi. Her eşyayı ve anısını, sevimli ev sahibi tek tek anlattı bize.

Her duyduğum anıyla o yılları canlandırmaya çalıştım kafamda. İçi asla nem almayan, içine koydukları eşyaları güvelerden koruyan büyük hanımın sandığı, Çırağan Sarayı’nın perdelerinin aynısının takılı olduğu odalar, el oyması aslan ve gül motifli aynalar, elle çalışan dikiş makinesi, büyük hanımın el örgüsü sepet çantası, Sucu Hafız’ın palto için özel süpürge otundan yaptırdığı fırçası…Dolap içindeki banyolar. Bolu’da kaldığım bir evde çocukken böyle bir banyoda yıkanmıştım.

Çok önceleri köyün etrafı üzüm bağları ile çevriliymiş. Şimdi yerinde orman olan bölge. Zamanla yok olmuş. O bağlardan toplanan üzümleri her ev kendi ihtiyacı kadarını alır, kalanı Safran’daki Rumlara şarap yapımı için satarmış.

Bu güzel sohbet ve konak gezisinden sonra köyün sokaklarında fotoğraf çekimi yaparak gezinmeye devam ettik.

Sipahioğlu Konağı yine restore edilerek geziye açılmış bir konak. Haremlik ve selamlık olarak iki bölümden oluşan konak için iki tarafı ayrı ayrı gezerken rehberler size eşlik ediyor. Girişinde ve önündeki sokakta stantlarında birbirinden güzel hediyelik eşyalar satılıyor. Yine burada bulunan mekanda yemek yeme şansınız da var. Köyün ikinci sofrası da burada.

Bir başka görülmeye değer yer de 250 yıllık olduğu düşünülen çamaşırhane. Bektaşi kültüründen izler taşıyan köyde, çamaşırhane de nasibini almış. Yıkama taşının 12 köşeli oluşunun 12 imama ithafen olduğu söylenir. İki ocak ve dört kazan var içinde.

Sokakları gezerken evlerin çatılarının köşesinden sarkan boynuzlar oldukça dikkat çekiciydi. Hemen hemen her evde var gibiydi. Caminin yanındaki tarihi kahvehanede, kahvemizi içerken bunu sorudum. Uğursuzluğu kovmak için olduğunu söylediler. Ayrıca kapıların tokmaklarında ipler olurmuş. Eğer ip aşağı sarkıyorsa ev sahibi evde, eğer ip kapı koluna takılı halde ise ev sahibi evde yok demek anlamına gelirmiş. Bu bilgiyi gezinin başında bilseydim, buna dikkat ederek yürürdüm.

Ankara’ya yakın gezilecek, konaklamalı ya da günü birlik bir gezi arayanlara burayı görmelerini öneririm.

Fatma ÇİÇEK

En az 10 karakter gerekli
Tüm Yorumlar (1)


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r