DOLAR 32,3607 0.17%
EURO 34,4602 -0.71%
ALTIN 2.437,27-0,95
BITCOIN 2065794-5,36%
İstanbul
17°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

SAFRANBOLU BULAK / MENCİLİS MAĞARASI
973 okunma

SAFRANBOLU BULAK / MENCİLİS MAĞARASI

1.Eylül.2023 20:10, I Güncelleme:2 Eylül 2023 13:58

SAFRANBOLU BULAK / MENCİLİS MAĞARASI

Yayınlama:1.09.2023 20:10,

Güncelleme:2 Eylül 2023 13:58

SAFRANBOLU BULAK / MENCİLİS MAĞARASI

Yarasaların hamilelik süresinin 110 gün olduğunu biliyor muydunuz? Peki ya iki bacağından asılı uyuyan yarasalar, ne zaman tek ayaklarından asılarak uyurlar? Bunu Mencilis mağarasında rehberimiz Eyüp, tek ayağından baş aşağı asılı uyuyan yarasayı gösterene kadar ben de bilmiyordum. Çünkü hamile yarasalar böyle uyurmuş. Çok mağara gezdim ama daha girer girmez, ışıklandırılmış alanlarda yaşayan bu kadar çok yarasa görmemiştim. Daha çok karanlık, yüksek ya da kuytu yerlerde olurlardı. Bu mağara diğerlerinden farklı olacaktı, bunu hissedebiliyordum.

Yaklaşık 150 basamaktan oluşan, oldukça dik bir merdivenden çıkılıyor Mencilis’in aslında ikinci ama ana giriş olarak kullanılan  kapısına.  Bu dik ve uzun merdivenlerde, iki tane dış mekan olarak düzenlenmiş kafede, soba başında çay ya da kahve içebilirsiniz.

Mağaranın girişi alçak ve dar gibi görünse de, 20-25 metre kadar sonra geniş ve yüksek tavanlı, aldığınız nefesin sizi rahatlattığı, muhteşem manzaralı bir yerde buluyorsunuz kendinizi. İlk 400 metresi halka açık,  yürüyüş yolu düzenlenmiş ve ışıklandırılmış. Oysa 6000 metrelik yatay uzantılı mağaranın 4000 metresini gezmek mümkün. Her iki alan için de rehber zorunlu.

Eğer 400 metrenin ötesine geçecekseniz, özel kıyafetler, çizme, kafa lambası ve diğer ekipmanlar sizin için hazırlanıyor. Cesaretiniz ve gücünüz varsa zorlu yolculukta mağaranın içindeki nehri, şelaleyi görme şansınız oluyor.

Mağaranın oluşumu neredeyse dünyanın oluşumuna kadar gitse de bu son halini alması 3 milyon yıl kadar eskiye dayanıyormuş. Birbirine geçişleri olan üç katlı mağaranın aktif ve fosil bölümleri bulunmakta. Birbirinden muhteşem; sarı, turuncu, bej, kahverengi renklerden oluşan sarkıt, dikit ve sütunlar hâlâ oluşumunu sürdürmeye devam ediyormuş. 1 cm’lik bir oluşumun ortalama 200 yılda oluştuğunu duyunca kulaklarıma inanamadım. Bu bilgiden yararlanarak sütunların ve tabi ki mağaranın yaşını bulmaları mümkün oluyormuş. Ana giriş olan zemin katta 15 metre yükseklikten akan bir şelale, iki de nehir bulunmakta. Sular zemin katta sifon denilen bir yerden akarak kayboluyor. Bir noktada yeniden yüzeye çıkan sular Safranbolu’nun su ihtiyacında kullanılıyor.

Silah  ve bazı mutfak eşyaları kalıntıları  bulunduğu için , eski uygarlıklar tarafından mağaranın yerleşim yeri gibi de kullanıldığı düşünülüyor.  400 metrelik ışıklı ve ahşap yolu tamamladığımızda, kafa lambalarımızı takıp, platformun arkasına geçerek, rehberlerimizin titiz yönlendirmeleri ile yolumuza devam ettik.

Evet, yarasalar burada yaşayan tek canlı türü değil. Çok küçük, beyaz, sim parlaklığında böcekler de, yarasaların dışkıları ile beslenerek buradaki yaşamlarına devam ediyorlar. Bu arada yarasalar da insanlar gibi tek bir yere yani tuvalet olarak seçtikleri yere dışkılarını bırakırlarmış. Yarasalar sonbahar aylarında çiftleşir, spermleri kış uykusuna yatarken vücudunda saklar, bahara doğru uyanırken kendini döller ve yaz aylarında da bir ya da iki bebek doğururmuş. Annelik güdüleri yüksek, iki memesi olan ve yavrusu yetişkin olana kadar kanatlarının altında onu koruyan, şefkatli bir canlı. Bunların bazılarını gördüğüm hamile yarasanın etkisi ile gezi dönüşü araştırıp öğrendim. Müthiş canlılar doğrusu ve tonlarca böcek yiyerek ekosisteme oldukça önemli bir katkıda bulunan çok yararlı hayvanlar.    Karanlıkta, kafa lambaları ile yolumuza devam ederken, zaman zaman yerlerde süründük, zaman zaman sivri kayalara tırmandık. Yer yer popomuzun üzerinde kayarak ilerledik. Birisi 4 metre uzunluğunda üç bacadan yukarı tırmanarak geçiş yaptık. Balçık bir bataklık aştık, adımlarını çamurdan kurtarmak gerçek bir güç istiyordu. Define avcılarının kazdığı şeytan kazanı çukurları, ahtapota benzeyen kocaman bir sarkıtın bulunduğu ahtapot salonu, timsah sırtı yolu birbirinden ilginç taşları ile başka bir dünyada hissi veren bir mağara.

 

Mağaranın ortalama sıcaklığı 15 derece, verilen kırmızı tulumlarımız oldukça kalın  dokulu olmasına rağmen ben içime yine de ince bir tayt ve tişört giydim. Yoğun kondisyon gerektiren bir yürüyüş olduğu için ter içinde kaldığımı, içe giydiklerim yüzünden pişman olduğumu söyleyebilirim.

Mağara da bulunan nehirlerden birini görüyoruz sadece bu yürüyüş sırasında. Onu da şişme bot ile geçiyoruz. Karşı kıyıya ulaştıktan sonra, çok az yürüyorsun ve 15 metre derinliğinde, 30-35 metre uzunluğunda bir uçuruma geliyorsun. İşte burada yine heyecanlı ve farklı bir deneyim yaşıyorsun. Mağarada yerin yaklaşık 550 metre altında, karanlıkta görmediğin bir uçurumun karşı kıyısına zipline ile geçmek zorundasın.

Rehberimiz İbrahim ilk geçişi yapıp, karşıda bizi beklerken; diğer rehberimiz Eyüp bizi geçiş için hazırladı. Tırmanış kemerini giyip, makaraya karabinalar ile sıkıca bağlandıktan sonra, gerisi cesaret ve kendini boşluğa bırakma. Bir bakıyorsun karşıdasın. Çığlık atmak serbest.

Geçişimizi emniyetle tamamladıktan sonra, bir süre daha suyun sesi eşliğinde yürüdük. Karşımıza; sarı renkli, ters kabak çiçeği şeklinde taşların çevrelediği harika şelale çıktı. Burada biraz mola verip, rehberimizin bizim için hazırladığı kumanyaları  yedikten sonra, aynı yolu geri dönmek için harekete geçtik.    Yürüyüşümüzün bir yerinde verdiğimiz minik bir molada, rehberimiz bize  bir farkındalık yaşatmak istediğini söyledi. Yeryüzünde bulamayacağımız zifiri karanlık ile yüz yüze olduğumuz mağarada görememek nasıl bir duygu bir dakikalığına yaşamamızı istedi. Kabul ettik ve kafa lambalarımızı söndürerek yalnız olduğumuzu hayal ettik. Sonsuz bir karanlık…Korkunç bir duygu…

Burada kapalı bir alandasın,  dar bir sürü geçiş yapıyorsun, yükseklikle sınanıyorsun ve karanlıkla.  Kendini öyle çok testten geçirip, öyle çok duygunla  yüzleşiyorsun ki. Bunlar için bile bu maceraya atılabilir insan. Ya da tam tersi bunlar yüzünden mahrum bırakabilir kendini. Ben kendimi sınamayı, bunlarla baş edebilmeyi seçtim. Çok cesursun dedi bir çok arkadaşım. “Cesaret hiç korkmamak değil, korkuya rağmen bir şeyler yapabilmektir” demiş ya Napoleon Hill, benim ki o hesap. Ben gerçekten cesurum, onca korkuma rağmen tamamladım bu serüveni çünkü. Çok yorucu, zorlu ama hazzı yüksek bir deneyimdi.

Uzun yıllar Safranbolu lokumu, tatlıları kendine özgü evleri ile kafama kazınmış, küçücük bir yerdi. Oldukça popülist bir bakış açısı olduğunu doğasını ama ille de mağarasını keşfedince fark ettim. Şimdi benim için Safranbolu çok daha derin ve anlamlı bir gezgin rotası.

Fatma ÇİÇEK

En az 10 karakter gerekli
Tüm Yorumlar (2)


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r